Kız Çocuğu Olan Cennet’e Nasıl Girer?

04/03/2012 at 08:45

Editör

0

Günümüzde Peygamber Efendimizin (a.s.m.) bir hadis-i şerifine binaen üç kızı olana, “Cennet garanti desene!“ denir. Genellikle böyle bir iltifat tebessümle karşılanır. Üstelik müjdeyi O (a.s.m.) vermişse tereddüde gerek var mı? Yok olmaya yok da, acaba bu müjdeye nail olmanın şartları nedir? Böyle bir nimete kavuşmak için nasıl bir annelik, babalık gerekiyor, ne gibi bir sorumluluk isteniyor?

Hadis çok meşhurdur. Neredeyse bilmeyen, duymayan yok sayılır. Birisiyle tanışırken, söz çoluk çocuğa geldiğinde karşı taraf sorar, “Kaç çocuğunuz var?“ Sizin de üç kızınız varsa, hemen müjdeyi hatırlatır: “Ooo, maşaallah, cennet garanti desene!“

Böyle bir iltifatı reddedecek haliniz yoktur. Gülümseyerek, “İnşaallah, Allah nasip etsin“ der, kabullenirsiniz.

Üç tane kızın var mı, var, gerisini düşünme, artık sen Allah’ın “en özel“ kullarından birisin. Üstelik müjdeyi Peygamberimiz (a.s.m.) vermişse tereddüde gerek var mı?

Yok olmaya yok da, mesele bu kadarıyla bitiyor mu? Bunun şartları nedir? Böyle bir nimete kavuşmak için nasıl bir annelik, babalık gerekiyor, ne gibi bir sorumluluk isteniyor; asıl önemli olan da bu değil mi?

Nebevi müjde

Bu konuda nakledilen birkaç hadis var. Sahih hadis kitaplarında rivayet edilir.

Hadislerde sadece üç kızdan söz edilmez, iki kızı olana da aynı müjde verilir. Hatta kızları olmayıp iki veya üç kız kardeşi olanlar da “cennetlikler“ içinde yer alır.

Hadislerin metni şöyle:

“Kim üç kız veya üç kız kardeş veya iki kız kardeş veya iki kız yetiştirir, terbiye ve eğitimlerini eksik etmez, onlara iyi davranır ve evlendirirse cenneti hak etmiştir.” (Tirmizî, Birr: 13)

İkinci hadiste Peygamberimiz  (a.s.m.) müjdeyi beden diliyle de pekiştirir ve der ki:

“Kim iki kız çocuğunu besleyip büyütüp terbiye eder, yetiştirirse ben ve o, şu ikisi gibi cennete gireceğiz” buyurur ve iki parmağını birleştirerek gösterir. (Müslim, Birr: 147,149)

Şu üçüncü hadis ise konu hakkında daha farklı bilgiler ve şartlar içerir:

“Kimin iki kızı olur da bunları öldürmez, alçaltmaz, erkek çocuklarını bunlara tercih etmezse, Allah onu cennete koyar.” (Ebu Davud, Edeb: 130)

Her üç hadiste de Peygamberimiz (a.s.m.) kız çocukları olan anne-babaları cennette “yanına” alırken, şu iki hadiste de aynı anne-babanın cehennemden kurtulacakları bilgisini verir:

“Kim ki üç tane kız çocuğu olur da, bunlara sabreder (çocuklarının kız olduğundan şikâyet etmez), varlığından onlara yedirir, içirir ve giydirirse, Kıyamet günü o kız çocukları onun için cehennem ateşine karşı perde olurlar.” (İbni Mace, Edeb: 3)

Konunun biraz daha açılması için Efendimizin (a.s.m.) hane-i saadetinde yaşanan şu anlamlı hatırayı da arz edelim:

Hz. Âişe Annemiz anlatıyor:

“Yanıma bir kadın girdi. Beraberinde iki kız çocuğuyla geldi, bir şeyler istedi. Aksi gibi yanımda bir tek hurmadan başka bir şey yoktu. Onu verdim. Kadın aldı ve ikiye bölerek kızlarına taksim etti. Kendine pay ayırmadı, çıkıp gittiler. Ardından Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem girdi. Durumu ona anlattım. Dedi ki:

’Kim bu şekilde kızlarla imtihan edilir, o da onlara iyi davranırsa, kızlar onun için ateşe karşı perde olurlar.’” (Buharî, Zekât: 10, Edeb: 19; Müslim, Birr: 147; Tirmizî, Birr: 13)

Hadisler, ilk bakışta insanın içini açıp rahatlatıp tatlı bir müjde veriyor, ancak bu müjdeyi hak etmenin hiç de öyle kolay bir şey olmadığı açıktır.

Çünkü Peygamberimizin yerine getirilmesini istediği şartlar çok önemli ve ağır sorumlulukları gerektiriyor; bunlar yapılmadığı zaman böyle güzel bir sonuca ulaşmanın çok zor olacağı anlaşılıyor.

Hadislerde yer alan ifadelere dikkat ettiğimizde yer alan şartlar şu şekilde sıralanıyor:

1.  Kız çocuklarını yetiştirirken eğitim ve terbiyelerini eksik etmemek. Onları gereken bilgiyle donatmak, dinî ve manevî ihtiyaçlarını karşılamak, güzel bir ahlak ve edeple süslemek ve hayata hazırlamak…

2.  İmkânlar ölçüsünde onları kimseye muhtaç etmeden rızıklarını temin etmek, giyim kuşam gibi maddî ihtiyaçlarını karşılamak…

3.  Hayatlarını korumak, onları tehlikelerden uzak tutmak, namus ve şereflerini muhafaza etmek gibi namus ve can güvenliklerine dikkat etmek…

4.  Kız olduğunu başına kakma gibi bir yanlışa girmemek, onları küçümsememek, “kız evladına sahip olmaktan” dolayı herhangi bir şikâyette bulunulmamak, özellikle erkek çocuklarını onlardan üstün tutmamak; erkek çocuklarına hangi imkânlar sunuluyorsa, kız çocuklarına da aynı imkân ve fırsatı tanımak…

5. Son olarak da evlilik çağına geldiklerinde onları evlendirilmek, bir yuva sahibi yapmak…

Günümüzün Cahiliye âdeti

Hadislerinde bu şartları belirleyen Sevgili Peygamberimiz, kendisini “Ebü’l-Benat“ olarak tanıtır, “Kızlar Babası“ olmakla iftihar ederdi.

Peygamberimizin sırasıyla Zeynep, Ümmü Gülsüm, Rukiyye ve Fatıma adında dört kızı vardı. En küçükleri Hz. Fatıma idi.

Hz. Fatıma Peygamberimizle daha çok birlikte oldu. Çünkü diğer üçü daha önce evlenip evden ayrılmışlar ve daha önce vefat etmişlerdi. Peygamberimizin irtihaline kadar hayatta kalan tek kız evladı Hz. Fatıma idi. Bundan dolayı Peygamberimizin kızlarıyla olan yakınlığını Hz. Fatıma’nın şahsından görüyoruz.

Hz. Fatıma, Peygamberimizi ziyaret ederdi. Huzuruna varınca Peygamberimiz sevgili kızının ellerinden tutar, onu öper ve yanı başına oturturdu. Peygamberimiz de “Kendinden bir parça olarak” gördüğü Hz. Fatıma’yı ziyaret ettiğinde, Hz. Fatıma ayağa kalkar, muhterem babasını karşılar, ellerinden tutar, öper ve yanına otururdu.

Peygamberimizin gerek Hz. Fatıma ile gerekse başta Hz. Zeynep olmak üzere diğer kızlarıyla olan baba-kız ilişkilerini incelediğimizde onlara mükemmel bir babalık yaptığı gibi, Hz. Hatice’nin vefatı sonrasında da onlara annelerini aratmamış, her fırsatta yanlarında olmuş, gözü gibi korumuş, canı gibi sahip çıkmış, dininde ve davasında onları hep yanında hazır bulundurmuştur.

Böylece mübarek sözlerinde işaret ettiği şartları ideal anlamda bizzat kendisi uygulamış, aile hayatında tatbik etmiştir.

İslam öncesi Arap toplumunda, kız çocuğu dünyaya gelen bir baba, başına büyük bir felaket gelmiş gibi utancından “kaçacak delik” arardı. Onların bu durumunu ayet şöyle tasvir ediyor:

“Oysa onlardan biri kız çocuğuyla müjdelendiği zaman öfkeden yüzü simsiyah kesiliverir.

Kendisine verilen müjdenin utancıyla kavminden saklanır. Zilletine katlanıp onu elinde mi tutsun, yoksa toprağa mı gömsün? Bakın, ne kötü bir şeye hükmediyorlar!” (Nahl, 16:58,59)

Peygamberimizin “kız çocuğu olanları cennetle müjdeleme”si, bu alanda ne kadar büyük bir inkılap/değişim yaptığını bu ayetle birlikte düşünmek gerekiyor.

“Diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğunda: ‘Günahı neydi de, öldürüldü?’” (İnşikak, 81:8,9) ayetlerinde anlatılan vahşeti de yine Peygamberimizin kız çocuklarına sahip çıkmasıyla anlamak lazım.

Bugün ise halen kız çocukları olduğunda bazı ailelerin suratı asılıyor; ayrıca gerek eğitim, gerekse miras taksimi gibi mal tahsisinde ve paylaşımında kızlar aleyhine bir uygulama oluyorsa, bu kişilerin Peygamberimizin “müjdesini” hak edip etmediklerini düşünmek lazım…

Kaderin bir cilvesine bakınız ki, son zamanlarda anne adayları tarafından kız çocukları daha çok aranır ve istenir olmuştur.  Çünkü gerek erkek çocuklarının eğitiminin zorluğu, gerekse anne-babalar bakıma muhtaç duruma geldiklerinde kızlarının yanında daha çok rahat ediyorlar.

Geçen gün bir yakınımdan duymuştum. Namazdan sonra cami çıkışında yaşlı insanlar kendi aralarında konuşurken birbirlerine “Kızın var mı kızın?” diye soruyorlarmış. “Evet, var” diyene, “Merak etme, rahat edersin” diyerek imreniyorlarmış.

Kız çocuklarının eğitiminde erkek çocuklardan farklı olarak neye dikkat edilmesi gerektiğine Peygamberimiz şu sözleriyle işaret ediyor:

“Kız çocuklarını hakir görmeyiniz. Şüphesiz onlar, cana yakın ve kıymetlidirler.”  (Müsned, 4:151)

Bu hadisin izahı kabilinden Bediüzzaman Hazretleri, “Kız şefkat ve cemalin mazharı olduğundan, erkek çocuğundan daha ziyade sevilir. Bahusus bu zamanda ebeveyn hakkında kızlar daha mübarektir. Çünkü tehlike-i diniyeye çok maruz olmuyorlar” derken, bu konuda şu hadisi hatırlatır:

Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam ferman etmiş ki: “Oğlan çocuğunu seviniz.”

Demişler. “Kızları niçin istisna ettin?”

Ferman etmiş ki: “Kızlar kendi kendini sevdirirler, onlar fıtraten sevimlidirler.” (Barla Lahikası, s. 469; Hadis için: el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1:54)

Geleceğe yatırım

Kız çocuklarının eğitimleri üzerinde ciddi olarak durmak ve onları yetiştirip hayata hazırlamak, bir yönüyle erkek çocukları için de bir “yatırım” anlamına geliyor. Çünkü iyi yetişmiş kız çocukları ileride anne olduklarında kendi oğullarını daha bilinçli olarak yetiştireceklerdir. Böylece “kız çocuğu eğitimine yatırım yapmakla” ailelerin şimdisi ve geleceği emin ellere teslim edilmiş oluyor.

Burada hemen akla Hz. Meryem geliyor. Hz. Meryem’in annesi İmran’ın kızı hamile kaldığında Allah’tan bir erkek evlat ister. Doğan çocuk kız olunca “Erkek, kız gibi olmaz. Onun adını Meryem koydum; onu ve neslini kovulmuş şeytanın şerrinden koruman için sana sığındım” der. Ayetin devamı şöyle: “Rabbi onun duasını güzel bir şekilde kabul etti ve Meryem’i güzel bir çiçek gibi yetiştirdi.” (Âl-i İmrân, 3:36, 37)

Hz. Meryem’in annesi erkek çocuk umarak dua etmişti; Allah ise onun adağını aynıyla değil, daha güzel bir şekilde kabul ederek ona Hz. Meryem gibi bir kız çocuğu verdi. Onun Meryem için ettiği duayı da bir güzellikle kabul ederek, Hz. Meryem’i Hz. İsa gibi bir peygamberin annesi yaptı.

Efendimizin kendi eliyle yetiştirdiği Hz. Fatıma ise kıyamete kadar gelecek olan ve insanlık tarihinin övünç kaynağı olan “Seyyidler/Şerifler” olarak anılan Ehl-i Beyt neslinin annesi olmuştu. Başta Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin olmak üzere ve onların evlatları İslam’ı çağımıza kadar taşımışlar ve kıyamete kadar aynı görevi sürdürecekler.

Bütün mesele “Meryem’lerin” ve “Fatıma’ların” sayılarını arttırıcı evlatlar yetiştirmektir.

Bu iş zor mu, zor, hem de çok zordur. Fakat “Cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değildir.”

Moral Dünyası Dergisi / Mehmed Paksu